Trabzonspor'un içinde bulunduğu kriz sürecinde, başkan ve yönetim kurulu üyelerinin yanı sıra, Yattara ve Şenol Güneş en çok tartışılan isimler oldu. Özellikle Şenol Güneş, yönetim içinden bazı etkin isimleri karşısına almanın ötesinde bir de tribünleri karşısına alınca iyiden iyiye tartışılan adam konumuna geldi.
Aktuğ, ‘Yattara'yı kovabilirim' diyerek kendi kurbanını seçti.
Yattara, yaptığı tüm kabul edilemez davranışlara rağmen inanılmaz yetenekleriyle Kayserispor maçına görsel zenginlik kattı, kendini kurtarıp, Aktuğ ve Güneş'i ateşe attı.
Güneş ise, ufak tefek aksaklıklara rağmen iyi giden Kayserispor maçında yaptığı hatalarla tribünler tarafından ıslıklandı.
Fotoğrafların üçünü de yan yana koyduğunuzda kimin haklı kimin haksız olduğu konusunda büyük bir çıkmaza girmek çok olası.
Ancak olaya kimlerin tartışılabileceği ya da tartışılamayacağı boyutundan bakarsak durum biraz farklı.
Kimilerine göre, bazıları tartışılmazdır.
Özellikle Yattara'nın tartışılmasını bile kabullenemeyen bir kesim olduğu gibi, Güneş'in de asla tartışılmasını kabullenemeyen bir güruh var karşımızda.
Şenol Hoca'nın Dünya 3.'lüğü patentinin, Trabzonspor için bulunmaz nimet olduğu anlayışını ısıtıp ısıtıp bu halkın önüne koymaya çalışan bir ‘İnanmışlar ordusu!' yani.
Şenol Güneş'e olan inançlarına saygı duymamak elde değil bu insanların, ancak dikkat etmek gerekirse, bu, körü körüne bir inanca, hatta bir saplantıya dönüşmekte.
Şenol Güneş'in de tartışılmaya açık olduğunu artık kabul edin beyler. O'nu tartışan ister taraftar olsun, ister yönetici fark etmez.Kişilerin neden Şenol Güneş'i tartıştığını değil, Şenol Güneş'in kendisini neden tartıştırdığını öncelikli soru olarak ele alıp, buna göre yorum yaparsak, Güneş'in eksilerine de tarafsız yorum yapma şansına sahip oluruz.
Kim bilir belki de bu tarafsız bakış, Güneş'e de büyük katkılar sağlayacaktır..
Şenol Güneş'in ‘Dünya 3.'sü' patenti Trabzonspor'a şampiyonluklar ya da kupalar kazandırmıyor.
Eğer durum böyle olsaydı, tüm zamanların en başarılı teknik adamı Ahmet Suat Özyazıcı'nın görev alacağı bir Trabzonspor, bu zamanın şartlarında Avrupa'yı bile kasıp kavururdu.
Ya da UEFA Kupası sahibi Fatih Terim, birkaç yıl sonra yeniden döndüğü Galatasaray'da o ağır travmayı geçirmezdi.
Şenol Hoca, milli takımdaki oyuncu seçimleriyle kulüp takımlarındaki oyuncu seçimlerinin eşdeğer olmadığını artık anlamalı. Kulübünde hazır olan her oyuncuyu kadrosuna katamayacağına artık kendisini inandırmalı.
İşte tüm bu nedenlerle de, yarın kefil olacağı takımı bugün kendisi kurmalı.
Öyle yönetimle katıldığı yemekli toplantılarda ‘Bana onu almadınız, bunu almadınız' diyerek, giden oyuncunun ardından ağıtlar yakarak kulüp hocalığı yapılamayacağını iyi bilmeli. Fatih Terim ile Şenol Güneş'i birbirinden ayıran en önemli fark ne sizce?
Fark şu: Terim, gittiği her kulüpte ve milli takımda, Türkiye'nin hatta dünyanın dört bir tarafından didik didik futbolcu ararken, Şenol Güneş ya Futbol Federasyonu yönetimi ya da Trabzonspor yönetimi ile girdiği polemiklerin içinde boğulup kalıyor.
Yani Fatih Terim'i Fatih Terim yapan, yan görevlerini asli görevinin önüne geçirmemesiyken, Güneş'i tartıştıran, asli görevlerini her dönem unutması olmuştur.
Hatırlayın 1996'yı…
Herkes, ‘İyi bir orta saha oyuncusuyla Trabzonspor şampiyon olur' derken, Fenerbahçe'nin 5 puan önünde olan Trabzonspor, bırakın ayağına kadar gelen 23 yaşındaki Kinkladze'yi almayı, kadrosuna oyuncu bile katmayıp sezon sonunda şampiyonluğu F.Bahçe'ye hediye etmedi mi?
Peki dönemin teknik patronu Şenol Güneş, aradan geçen 9 yılın ardından 33 yaşındaki Kinkladze'nin Anorthosis formasıyla neler yaptığını görüp ‘96'da Kinkladze'yi ben istedim ama zamanın yönetimi almadı' diyerek topu Faruk Özak ve ekibine atmadı mı?
9 yıl önce söylemediğin şeyi, 9 yıl sonra söyleyerek dönemin yönetimini topun ağzına atmak kendini tartıştırmak değil de nedir?
96'nın Özak ve ekibini 2005'te eleştiren Güneş'in, 2005'in Aktuğ ve ekibini 2010'da eleştirmeyeceğini nereden bilebiliriz ki?
Oysa Güneş'in konuşmaktan imtina ettiği bu dönemler, başkalarının atı alıp Üsküdar'ı geçtiği dönemler olmuştur ama Trabzonspor hep yaya kalmıştır.
Her şeye rağmen bu taraftar ve bu camia Güneş'e kendi evladı olduğu için sahip çıkmaya devam edecektir.
Ancak Güneş, 96 sendromuna rağmen kendisine tanınan bu büyük krediyi kullanırken, kendisinde bir şeylerin değiştiğini dosta düşmana kanıtlamalıdır.
2002 Dünya Kupası'ndaki başarısının ardından "Ben adamım, ben Türküm, ben Trabzonluyum!" üçlemesiyle bir ölçüde hem gövde gösterisi yapan hem de Trabzon'daki kötü referansını düzelten Güneş, artık, ‘Ben Trabzonspor'da çalışmak istemiyordum, beni zorla getirdiler" sözünü söyleme kolaycılığına da kaçabilecek şansa sahip değildir.
Bozuk saatin bile günde en az iki defa doğruyu gösterdiği bir ortamda, biz insanların doğruyu gösterme ve söyleme yükümlülüğümüzün daha fazla olduğu kanısındayım.
Bu nedenle, Şenol Güneş gibi bir dünya markasının kariyerinin, O'nun hatalarını örtme bahanesi olması için uğraş gösterenlere de bir çağrım var.
Lütfen en azından bir kez olsun ‘bozuk saat' gibi olun!
Unutmayın, Güneş doğruları yaptığı zaman Dünya 3.'lüğünü kazanmıştı, ama aynı Güneş, aynı takımla yaptığı yanlışlar yüzünden başarısız olduğu için de görevinden olmuştu.