Ülkeler için genel olarak spor bir büyük kültür, bir büyük iletişim, bir büyük tanıtım ve propaganda olayıdır. Bu bağlamda ülkeleri yöneten siyasi iktidarlar genel bütçeden spora büyük paylar ayırıp, yatırımlar yaparlar. Bir ülkenin genel çizgileriyle spor politikası kurumsallaşmalıdır, siyasi partilerin elbette kendi programlarına göre tercihleri, yeni yaklaşımları olacak, ancak bu kurumları altüst edebilecek, temelden sarsabilecek boyutlara varmamalıdır.
Ülkemizde son yıllarda yakalanan bir çizgiyle futbol yönetimi, “Futbol Federasyonu” özerkleşerek önemli bir adım atılmıştır. Bunun ürünleride genel olarak Anadolu futbolunun gelişmesi ve bunun Milli Takımın başarıya ulaşmasıyla somutlaştı. Ancak AKP iktidarının kadrolaşma ve kurumları siyasallaştırma zihniyeti genel olarak sporun tüm dallarını, özel olarak futbolu tahrip etti. Futbol Federasyonu, siyasi manevralarla, oyunlarla, baskıyla adeta örtülü bir darbeyle el değiştirdi. İşte bunun sonucu olarak “Milli Takım”da gelinen nokta, inişe geçen bir takım... AKP iktidarı üzerinde etkin olan bir tarikat liderinin açık savunucusu, çoktan jubilesini yapması gereken bir futbolcu Futbol Federasyonu'nu yönlendirebiliyor, genç, çağdaş, yenilikçi bir teknik direktörü Milli Takımın başından uzaklaştırabiliyor. İşte Türk sporu için Türk futbolu için vahim olan budur!
Geniş anlamda sporunda bir siyaseti vardır, sporu siyaset planlar, projelendirir, yönlendirir. Spora ilişkin yatırımları siyasal iktidarlar yaparlar, sporun evrensel çapta gelişmesine katkıda bulunurlar. Ancak siyasal iktidarlar sporun, özellikle futbolun iç dinamiklerine, iç işleyişine müdahale etmezler. Ülkenin onyıllar içinde yetiştirdiği spor adamları sporu doğal mecra içinde yönlendirirler. Partisel anlamda spora siyaset karışmaz; karışırsa spor siyasallaşır, daha da vahimi spor mafyalaşır.
Trabzonspor'a siyaset bulaştırmak isteniyor, kısaca bir bakalım. Trabzonspor salt Trabzonlular için değil, Türk futbolunun geleceği açısından, gelişmesi açısından da önemlidir. Kulüp Yöneticilerinin de, Teknik Kadronun da, futbolcularında elbete siyasi eğilimleri, dünya görüşleri olacaktır, olmalıdır da. Ancak Trabzonspor'da görevli oldukları sürece bir siyasi partinin uzantısı, propagandacısı gibi hareket edemezler. TS Kulüp Başkanı Atay Aktuğ bir siyasi partinin İl Başkanlığı'ndan Belediye Başkanlığı'ndan gelmesine karşın, Kulübe siyaseti sokmadığına, bu konuda son derece duyarlı, özenli ve dikkatli olduğuna tanık olmaktayız. O kadar dikkatli ki, partisinin M.İlçe Kongresinde bilgisi dışında İl Delegeliği için aday gösterilmesine karşı çıkarak, açıklamada bulundu; halbuki bunun hiçbir sakıncası da yoktur.
Şu sıralarda Trabzonsporda ayakların baş, başların ayak olduğu ters bir durum yaşanmaktadır. Şenol Güneş görülmedik olağanüstü yetkilerle donatılarak Teknik Direktörlüğe getirildi. Trabzonspor'da bu yeni dönemde onyıllar içinde oluşmuş olan tüm yönetim gelenekleri, değerleri, kuralları adeta yerle bir edildi. Hoca her konuda görsel ve yazılı medyada bir program sunucusu, ya da katılımcısı gibi neredeyse sürekli yer almaya başladı. Kulüp Başkanının yapması gereken açıklamaları hoca yapmaya başladı. Hoca futbolun dışında her konuda bir siyasetçi üslubuyla, bir siyasi parti temsilcisi gibi konuşmaya başladı. Bir Teknik Direktör düşününüz ki, Tanjant Yolu'nun açılışında Başbakanı karşılamak üzere Trabzonspor'un Gerede'deki kampını bırakarak programa bir AKP'li siyasetçi gibi katılabiliyor. Bu yetmiyor, Trabzonspor'un sezon açılışında seyirci kendiliğinden Başbakanı protesto ediyor, seyircinin bu çıkışını onaylarsınız, onaylamazsınız, ancak bu doğal karşılanmalıdır; bu bir kitle psikolojisidir. Ertesi gün seyirciye tepkisel içerikli eleştiri Şenol Güneş'ten geliyor. Trabzonspon Kulüp Yönetiminin emrinde bol maaşla çalışan bir hocaya değil, bir AKP sözcüsüne tanık oluyoruz. Sayın Güneş, Kulüp Başkanı mı olmak istiyorsunuz, yoksa siyaset mi yapmak istiyorsunuz? Lütfen seçiminizi yapın, TS yormayın, zarara sokmayın, kimse Trabzonspor'un Trabzonluların sırtından siyaset yapamaz. Trabzonspor Kulüp Başkanı ve Yönetimi buna izin veremez. Spor adamlığındaki konumunun verdiği güçle, sağladığı prestijle kimse siyaset yapamaz, bu Trabzonspor'a yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
Kimse bulunmaz Hint kumaşı değildir. Şenol Güneş'te bulunmaz Hint kumaşı değildir. Trabzon'un yetiştirdiği çok nitelikli teknik adamlar vardır. Spor Akademisi mezunu, sporun, futbolun teorisini de pratiğini çok iyi bilen, genç, yenilikçi, ufku olan, kendisini başarılarıyla kanıtlamış olan bir Giray Bulak Trabzonspor için önemli bir seçenektir. Giray Bulak gariban onun arkasında etkili, yetkili çevreler, lobiler yok. Trabzonsporlular önümüzdeki dönem için Giray Bulak'ı düşünmelidirler. Teknik konularda haddimizi biliriz, çizmeyi aşmayız. Bu alanlarda yetkinleşmiş futbol yorumcuları var, onları okur, onların değerlendirmelerini alırız. Yorumcuların ortak kanısı hocanın takımı iyi hazırlamadığı yönündedir, maçlarda yaptığı oyuncu değişiklikleri de eleştirilmektedir.
Trabzonspor'un Kıbrıs Rum kesimi gibi üçüncü sınıf bir takıma elenmesi utanç vericidir. Bu yenilgi Trabzonluları, tüm Türkiye'yi derinden incitmiştir, yaralamıştır. Bu sonucun tek sorumlusu Şenol Güneş'tir, gecikmeksizin bu sonucun bedelini ödeyip, gereğini yapmalıdır. Bence Kulübün bir yönetim sorunu yoktur. Yönetimler kongreyle gelir, kongreyle giderler.