Trabzon'un gündemini bir hafta içinde meşgul eden iki önemli seçim yaşadık. Heyecanı kaybolduktan sonra ders çıkarılması gerektiğine inandık. Bu iki seçimin ortak özellikleri gelecekteki seçimlere de ışık tutabilecek nitelikte olmalarıydı.
Geleceğin Büyük Trabzon'u iddiasını taşıyan herkes bu seçimlerdeki tavrından ötürü önce aynaya bakmalı ve ardından mutlaka empati yapmalıdır.
Trabzonspor ve TESOB seçimlerinde iki önemli unsur tartışılmıştır. Birincisi kongrelerin hesaplaşma zeminlerine çevrilmesi, ikincisi ise kongrelere siyaset bulaşıp bulaşmadığı meselesi... Bu yaklaşımlar her iki kongrenin de kazananı ve kaybedeninden çok kurumları yıpratmaktadır. Ve herkes için yalnızca malzeme anlamı taşımaktadır.
'Rüzgar ekenler fırtına biçerler'... Sivil Toplum Örgütlerini siyaset desteği ile yönetmek isteyenler bir gün siyasetle devrilirler. Sivil Toplum Örgütlerini hesaplaşma zemini zannedip yola çıkanlar, bir gün kendileriyle de hesaplaşıldığına mutlaka tanıklık ederler. Ve iyi niyetten uzak hesap güdenler bir gün tüm güvenirliklerini kaybederler.
Trabzonspor ve TESOB seçimleri birilerinin birileriyle hesaplaşma zeminine döndürülmemiş olsaydı sonuç muhtemelen farklı olacaktı. Lakin çirkinlik, hesaplaşma ve intikam güdenlerin kucağında kaldı. TESOB seçimlerinde öfke ve intikam duygusu ile ayağa kalkanlar da utanır oldu. Daha aklıselim davranılsa ve gerçekten temsil liyakatine sahip en iyi isim bulunsaydı iş, bir gün önce güya kükreyen ve aslan gibi gözükenlerin birgün sonra sökülmüş pençeleriyle ne kadar da yapmacık davrandığı gerçeği ile karşılaşılmazdı. TESOB'un başında 'Sürçü lisancılar' oturamazdı.
Dünya Kenti Trabzon... Kültür Merkezi Trabzon... Türkiye'nin vizyonu Trabzon olgularına ve misyon yüklenen bu kente, yönetme liyakatine sahip yöneticiler, ortak akılla aynalara sırt dönülmeden ve kafalar kuma gömülmeden seçilmelidir.
*********
Trabzon Valiliği'nin Meydan Parkı'na yönelik uygulamasını konu alan haberimiz 'Yasağı Kevgire Çevirdiler' başlığıyla verilmişti. Haberimiz bir tesbitten ibaretti. Duyduk ki, bir türlü olamadıkları karşısında kumda oynamayı tercih edenler ve sürekli ayaklarımızı gözetleyenler 'Hani günebakış'ın özgürlükçü anlayışı nerede' biçiminde dedikodu yapmışlar. Bizim bu başlığımızdan, yasaklardan yana olduğumuz anlamını çıkarmışlar.
günebakış'ın yayın çizgisindeki özgürlükçü anlayışı görmezden gelenler ya olmak isteyip de bir türlü olamayan kıskançlar, ya ideolojisinin esaretinden kurtulmayanlar, ya da özgürlükçü bir dünyada hiç bezi olmayanlar. Bizim bir tesbit anlamında yaptığımız objektif haberi 'Yasakçı yaklaşım' olarak yorumlamak yukarıdaki üç nedenden birine bağlı olabilir.
Belki kendimize şu soruyu sormalıyız.
Bir gazetenin, bir yazarın, bir sanatçının, bir düşünürün okurundan veya izleyeninden anlaşılabilmek adına özel bir gayret isteme hakkı olabilir mi? Elbetteki okurlarımızdan böyle bir talepte bulunmamalıyız. Peki yanlış anlaşılmaktan şikayetçi olunuyorsa ne yapılabilir? Sadece aldırış etmeden yürümek gerekir. Zira onlar gerçekten anlamak niyet ve hevesinde değiller. Onlar aslında gizliden gizliye anladıkları şeyin ayan oluşundan hoşnut olmayanlardır. Onlar sözün bittiği yerde laf üreten herşeyden umudunu yitiren ve nasiplerini çoktan tüketen avare güruhlardır.