Trabzonspor'un durumu hiç de iç açıcı gözükmüyor. Puan cetveli iyi şeyler söylemiyor. Neredeyse ilk yarı bitiyor, Trabzonspor zirveden çok gerilerde...
Birlikte okuyalım; Trabzonspor (16 p), Ç.Rizespor (15 p), Antalyaspor (14 p), Sakaryaspor (14 p), Erciyesspor (7 p)...
Trabzonspor'un durumu bundan daha kötü olamaz.
Ama şu olduğu yer elbette insanın içini acıtıyor. O koca dev, 14 haftada 4 maç kazanabilmiş, 4 beraberlik, 6 yenilgi almış. Daha şimdiden kaybı 26 puan...
Darılıp alınmasınlar, bu görüntü Trabzonspor'a yakışmıyor. Artık ağlamayı bıraksınlar. Oysa Trabzonspor Türkiye Ligleri'ne üç büyüklerden yıllar sonra gelmiş ve şampiyonluklara bir bir el koymuştu. O efsane takımın dönemiyle bugün arasında uçurumlar var.
Trabzonspor'a "Dördüncü büyük" adını yakıştırmıştık. İsim babasıyım.
Şimdi gel de üzülme...
Hem yaşadığımız yılların anıları, hem de şu dönemdeki
acılarıyla...
Türkiye Ligi'ni ilk kazandığı yıl (1975-76), futbolda bir milattır.
Tercüman gazetesinin spor müdürüydüm. 1.5 metre boyunda dev bir gümüş kupa yaptırdık, şampiyon takımla bir sabahın taze güzelliğinde Boğaz Köprüsü'nde buluştuk. Kimler yoktu ki, o dev takımda! Kaleci Şenol, Turgay, Necati, Kadir, Cemil, Bekir, Hüseyin, Ali Kemal, Necmi, Küçük Cemil, Engin...
Şampiyon takımın başında da bir efsane hoca: Ahmet Suat Özyazıcı...
Dev kupayı köprünün ayağında havaya kaldırdılar. Bizim servisin bütün foto muhabirleri o ihtişamı birbirleriyle yarışarak tarihe armağan ettiler. O gün hem kendi spor yazarlığı hayatımızın, hem de çalıştığımız gazetenin en muhteşem günüydü. Şampiyon Trabzonspor, kupasıyla mutlu ve unutulmaz bir manşet:
"Kupa köprüyü geçti..."
Bu tarihi günün sayfasıyla 100 bin gazete fazla sattığımızı hatırlıyorum. Şampiyonluk Trabzonspor'la birlikte ilk kez Anadolu'ya gidiyordu. Avrupa'dan Asya'ya geçiyordu. Bu, futbolda 'Anadolu ihtilali?ydi. Hayri İşler'in, "Faroz, yaroz, moloz" başlıklı yazısı, yılın yazısı seçildi.
Ya sonra... Karadeniz deyişiyle; 'sessuzluk'... Bir kara bulut çökmüştü Trabzonspor'un üstüne. Kupayla köprüden geçip, Anadolu'ya giden Trabzonspor, o gün bugün sessiz... Hani şarkıdaki gibi: "Gitti de dönmeyiverdi."
O yılları yaşayan bir yazar olarak duygularımın gelgitlerindeyim. Bir sandal gibi...
Diyeceğim bir şey kaldı. Belki de o ateşli kentin, ateşli takımına bir baba nasihati: Artık evine dön Trabzon! Seni öyle özledik ki...
Yetti, sabır köprüsünü geçtik.