Özkan Sümer röportajı | H. DEĞİRMENCİ
Kategori : Konuk Yazarlar
Trabzonspor’daki başkanlık görevinizden sonra herkes buraya dönüşünüzü merak ediyordu. O dönem bize ‘Benim işim eğitmenlik, teknik adamlık. Yani saha’ demiştiniz. Bunu mu kastediyorsunuz. Seçimi kaybettikten sonra Nuri Albayrak’ın maaşlı personeli mi oldunuz?
BEN BU KULÜPTEN KURUŞ ALMIYORUM
Trabzonspor her zaman organik bağım sözkonusuydu ama dönemsel kopukluklar oldu. Ayrıldığım dönemlerde söylediğim birşey vardı; Trabzonspor’un bir resmi sorumlu olarak içinde olmak, buraya hizmet etmek için yeterli düşünce değildir. Daha makbül olanı, daha yüksek değer, resmi görevi dışında Trabzonspor’a hizmet etmektir. Bu düşünceden hareketle geçmişte şöyle bir mesaj verdim; Trabzonspor’un çok şey olması için herkesin birşey olması gerekir. Büyük camia olduğumuz tartışılmaz. Ama böyle camiaların büyük sorumlulukları oluyor. Tüm sorunları çözmek bir yönetim kurulu kabiliyetine terkedilmemeli. Herkes bulunduğu yere konumuna, gücüne, ama herşeyden önce duygusuyla düşüncesiyle bir katılıma ihtiyaç duymalıdır. Bu düşünceden hareketle ben yeniden Trabzonspor’da eğitim faaliyetlerini üstlenme gereğini duydum. Çoğunun anlayamadığı husus şudur; -ki ilkel toplumlarda bu tür davranışa ve anlayışa çok rastlanır. Gelişmiş bir dünyada elbette böyle bir düşünceye yer olamaz- Bir insanın bilgisi varsa, birikim sahibiyse, gücü ve etkisi varsa bunları pozitif bir şekilde bir yoldan ülkesine, insanlığa aktarması gerekir. Yeniden görev kabul ettim. Bana yapılan ısrarlı bir teklif sözkonusuydu. Bu görevin farklı şekilde yorumlanmaması düşüncesiyle de yönetim kurulunun ısrarlı ücret taleplerine rağmen ücretsiz olarak bu görevi sürdürmekteyim.
Her dönem çok konuşulan bir insandınız. Yine speküle edileceğinizi bile bile niye bunları bugüne kadar anlatmadınız, soran mı çıkmadı, sorulması mı lazımdı?
HİZMETİ AŞAĞILAMAK İNANILMAZ BİR MANTIK
Ücretli çalışmadığım konusunu ispatlama konusunda bir çabaya girmiş olsaydım, kendimi aktarmaya ve haklı çıkarmaya çalışacaktım. Benim bir ilkem vardır; önemsiz insanların düşüncelerine değer vermek önemli işler başarmak doğrultusundaki en büyük engeldir. Trabzonspor’u gerçek anlamda düşünen, ilgi duyan insanlar benim de ne yaptığıma ilgi duyup bunu öğrenmeye çalışmalıdır. Kesinlikle de çalışır. Hiçbir şey üretmeyen insanlar, Trabzonspor’a hiçbir dönem hiçbir şey vermeyen insanlar bugün bizi çok acımasızca sorgulama hakkını kendinde görebilmekteler. Bir insanın, bunca yıl edindiği bir meslek, kazandığı bir yetkinlik ve bunları eğitim yoluyla bir başka etkiye çevirip hizmete dönüştürme gayretinin hangi aşağılanacak tarafı olduğunu ben kestiremiyorum.
Ya sizi eleştirenler, hepsi haksız mı?
BİR ŞEY KATAMAYANLAR “SALDIRARAK” PRİM YAPTI
İnsanlar birşey üretmediği için, üretilenleri gözden düşürerek kendilerini önemlileştirdikleri gerçeği var. Bir kısım insan da bize saldırarak kendilerine bir yol edinme, yön belirleme veya yer bulma çabasındadır. Dikkat edilecek olursa, bize saldıran insanların Trabzonspor’a birşey kattığının tek bir kanıtı yoktur. Çoğu da Trabzonspor’dan edinmiştir. Hep kulüpten alıcı olmuştur. Yönetimi benimle vurma konusunda ters düşünüyorum. Yönetim benim sayemde bir kısım eleştirilerden korunmuş oldu. Kongreden sonra yönetimi eleştirmediğim için eleştirildim; bu yönetim bir kısım yerlerde ihmalci görünse bile kendi kaynaklarını kullanma konusunda güvenilir olduğu söylenebilir.
Albayrak yönetiminin teklifi size ne şekilde ulaştı, nasıl değerlendirdiniz, teklifin ucunda kongrede karşısına başkanlık adayı olarak çıktığınız biriyle çalışmak vardı. Hemen kabul mü ettiniz? Gelince ne yaptınız?
TEKLİFİ YAKIN DOSTLAR ULAŞTIRDI VE BAŞLADIK
Başkan ve Asbaşkanımız ısrarlı tekliflerle geldi. Ortak bir kısım dostlarımız vasıtasıyla bizim aşağı-yukarı 3 aya yakın temas dönemimiz oldu. Sonunda biz yönetim kuruluna değil, Trabzonspor’a hizmet etmek doğrultusunda kulübe hayat veren en önemli kaynağı koruma anlayışıyla harekete geçmemizin gerekliliğini düşündük. Toplum ne der diye bir rahatsızlığım hiç olmadı. Kendi gelmemle oradaki ihtiyaçlı verimliliği sağlayacak mekanizma konusunda kaygılarım vardı. Yani kadrolaşmada, belli ihtiyaçların karşılanmasında, kullanılmasında, eğitim faaliyetlerinin düzenlenmesinde, bölgenin bir bütünlük içinde ele alınmasında. Hala üzerinde en çok durduğum şey eğitim hamlesiydi. Bunu başardık, ilişkileri güçlendirdik. Çünkü Trabzonspor’un daha güçlenmesi, çevresindeki kulüplerin güçlenmesi şartına bağlıydı. Bu da büyük bir proje. Devam da etmektedir. Şu ana kadar bir olumsuz gelişme karşımıza çıkmadı.
Siz altyapının başına geldikten sonra operasyon mu yaptınız? Yahut gelmeden antrenörlerle ilgili bir by-pass mı istediniz?
HOCALARIMIZIN BİRÇOĞU BEN GELMEDEN GİTMİŞTİ
Altyapının antrenör kadrosunda, iki hocamız dışında diğer hocalarımız ayrılmıştı. Biz artık yeni bir kadro belirlemek durumundaydık. Bu doğrultuda sayıyı düşürüp yeni bir takım kurduk. Yeni teknik arkadaşlar kattık. İdari bölümde yenilikler yaptık. Hem teknolojik hem de komplikasyon olarak. Güçlü bir iletişim mekanizması kurduk. Ama kurduk diyorum; daha optimal bir düzeye geldiği söylenemez. Sistemi yerleştirme çabası içindeyiz. Bir modellemeden çok kendi özgünlüğümüzü kullanmaya çalışıyoruz. Elbette ki gelişmeleri çok dikkatle izlemekteyiz. Dünya bizi izlemeyebilir, biz dünyayı çok dikkatle izliyoruz. Oralardan belli kalıplar, modeller alıp uygulamanın buraya uygun düşmeyeceği bir realite. Başkalaşımdan kaçınarak kendi potansiyelimizi en etkin kullanmanın yollarını bulmaya çalışıyoruz. Bizim sloganımız, işbirliğidir. Elbette bunda aile, okul, öğretmen, çevre, kulüp, medya vardır.
Eğitimci kimliğinize ve bir dönem siyasete başkaldırışınızla konuşulmanıza rağmen politik konulara hep soğuk durdunuz. Hatta rest çektiniz. Oysa Trabzonspor etiketi ile siyasete girenler çok iyi yerlere çıktı. Siyasi tekliflere yine uzak mısınız?
BENDEN İNZİVA HAYATI YAŞAMAM MI İSTENİYOR
Siyasete soğukluğum devam ediyor. Bulunduğumuz pozisyon bu doğrultuda mesajlar vermeyi düşünmüyorum. Biz sosyal dünyadan, doğadan bahsediyoruz. Herşeyden önce insandan bahsediyoruz. Bunların hepsi siyasetin üzerindeki değerlerlerdir. Teklif gelirse de kabul etmeyeceğimi buradan söylüyorum. Gelmelerine gerek yok yani. Trabzonspor getirdiği insanları siyasette büyük yerlere getirdi. Yer konusunda kaygım yok, bulunduğum yerden hoşnutum, yapabileceğim işleri yapmaya çalışıyorum. Bir hususta insanların çok kafasına girmiyor. Başkanlıktan sonra insan üretici değerlerden çekilip inziva hayatı mı yaşayacak? Verebileceklerini vermeyecek mi? Kaldı ki başkanlık dönemsel bir hizmettir. Eğitimcilik benim başkanlıktan daha az değer verdiğim bir olay değildir. Bunun suçlanacak, aşağılanacak bir tarafını görmek insanların kendi yetersizliğinin çok net bir kanıtıdır. -
Sizce Trabzonspor fikirsel anlamda küçülüyor mu?
TRABZONSPOR BÜYÜKTÜR “İKİNCİ SINIF”I BENİMSEMEZ
Trabzonspor düşünsel anlamda küçülüyor. Maalesef Trabzonspor’un bir kısım sorunları tartışılıyor ama bir bütünlük içinde bunların ele alınmadığı gerçeği var. Somut nedeni de, hala kulüp yönetimsel bağlamda ve kitlesel anlayışta ilkeli bir kulüp olmayı başaramamış. Bu nedenle kendini tanımakta, kendi için doğru yolu seçmekte ve seçtiği yolun güvenli olduğu şeklindeki bir bilgiye sahip olamadığı içindir ki böyle farklılıklar ve aykırılıklar karşımıza çıkıyor. Trabzonspor’un birinci sınıf sonuç üretebilmesi için birinci sınıf bilgilere, birinci sınıf niyete, birinci sınıf birikime ve birinci sınıf plana ihtiyacı vardır. İkinci sınıf, üçüncü sınıf değerlerle birinci sınıf üretmek mümkün değildir. Camiaının bütünü için söylenebilir. Nihayet camianın yönetim kurullarını etkileyen bir mekanizma olduğunu kabul etmeliyiz. Trabzonspor bu doğruluklara ne zaman varabilir, herşeyden önce sonuç fanatizminin etkisinden kurtularak.
Genel kurulda yoktunuz; ama ‘personel’ durumunuzdan çok konuşuldunuz... Hatta Sümer burada bulunsa ve kulüp çalışanı kimliğinde olmasaydı bizden çok daha iyi eleştirirdi denildi…
SÖYLEMLERİN ADAMI MI FİKİRLERİN ADAMI MI?
Brükseldeydim. Oradan Almanya’ya geçtim. Futbolcu aileleriyle iletişim ve ortak çalışma konularında kullanacağımız bir sistemin video tekniğini araştırmaya gitmiştim. Yeni döndüm. Kongreye gelmedim. Orada beni andılar. Gelsedi, katılsaydı, konuşsaydı gibi ifadeleri oldu. İyi konuşmak başka birşeydir, gerçekçi mesaj vermek başka birşeydir. Ben kulübün kendi gerçeğine dönük mesajlar veriyorum. Geçmişte de böyle yaptım. Bir kısım ilkeleri kulübün ilkeleri olarak vurgulamaya çalıştım. Zaman zaman ortak vizyondan bahsettim. Ortak vizyon olmadığı sürece bir yön belirlemek imkansızdır. Herkesin kendi başına haklı çıkma çabası içinde sorunlar yaşayacağını savundum. Trabzonspor’un misyonuna uyması doğrultusundaki çok ciddi uyarılarım oldu. Kendim yönetim de olduğumda da aynı mesajları verdim. Bir camia olarak baktım. Öyle gördüm, öyle gösterdim. Bunlar Trabzonspor’un kalıcı olması gereken bir kısım değerleridir. Ben bir söylem adamı olmayı düşünmedim, fikir olarak olarak etkilemeye çalıştım. Bunda da Trabzonspor’un yapısına uygunluğu özenle seçip kullandığım mesajlarla ortaya çıkıyor. Bunların değeri, kalıcı olmaları doğrultusundaki ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Örneğin çoğunlukla özleşmenin gereğini vurguladım. Özgürleşmenin ve özgünleşmenin gereğini vurguladım. Trabzonspor bunları koruyamadığı takdirde diğer koruduklarıyla birşey yapamaz dedim.
Trabzonspor üstyapısında sizin yetiştirdiğiniz oyuncular takımı sırtlıyor, yabancı olarak da sizin getirdiğiniz futbolcunun sakatlığı düzelsin, gelsin takımı kurtarsın diye bekleniyor. Kamuoyu sizi transferde çok başarılı görüyor. Transferde aktif rol almayacak mısınız?
BELİRSİZ BİR TRANSFER EN BÜYÜK TEHLİKEDİR
Transferde bir katkım olacaksa düşüncelerimi söylerim. Ama sorumlu olarak transfere katılmam. Şu anda yaptığım bir iş var. Şuna da inanıyorum, bir kere kulübün profesyonel takım bağlamında ihtiyacı olduğu performansı sergilemesi için herşeyden önce transfer planlamasını iyi yapması lazım. Bu planlama da aynı doğrultudaki insanların yetkinliğiyle oluşabilecek bir iştir. Bu teknoloji ile olmaz, işi iyi bilenlerle olur. Tercih yapacağız. Trabzonspor gerçeğine uygun kriterler belirlenmemişse bunun bir maliyet hesabı yapılmamışsa araştırmanın uygunluk değerleri netleşmemişse o zaman transfer bir belirsizlik yaşanır. Bu belirsizlik de transferin verimsizliği doğrultusundaki en büyük tehlikedir.
Yattara’yı aldınız. Çok eleştirildi, yerden yere vuruldu, yedek bırakıldı ama onun yokluğunda takım işlemiyor… Diğer yabancılar ise son derece etkisiz. Sahada olsalar da fark etmiyor olmasalar da…
BİR YATTARA MUHTEŞEMDİR İKİ YATTARA İŞE YARAMAZ
Yattara çok farklı bir oyuncu. Bir takımda bundan iki tane olsa ikisi de işe yaramaz. Bir tane Yattara bir takım için mükemmel bir oyuncudur. Hem beceri değerleriyle, hem estetik zenginliği ile, kitleye yaptığı etki bir profesyonel faaliyet için yadsınamayacak bir değerdir. Şimdi Yattara dışındaki oyuncuların da hangi ihtiyaçla, hangi tamamlama düşüncesiyle temin edildiğine, tedarik edildiğine bakılması lazım. Bir takımın bir başka kulübün iyi bir oyuncusu Trabzonspor için iyi olabilecek bir oyuncudur anlayışı terkedilmelidir. Çok seçici olmaya gerek var. Bunu doğru yapmak için de ihtiyacın ne olduğunu bilmek gerekir. Bunların yanında Trabzonspor kendi kaynaklarından oyuncu katmayı ne yapıp yapıp başarmalıdır. Zira şöyle bir düşünce çok olumsuz etkiler yapabiliyor. Trabzonlu oyuncular yabancılara katılan değil, yabancıları arasına katan konumuna gelmelidir. Bu dönemi yakalarsak o takıma tamamlayıcı bir kalite yanında yüksek bir ruh da kazandırmış oluruz.
Öze dönüşünüzün devamı da gelmedi…
YÖNETİMLERDE İLKELERE BAĞLILIK GÖREMİYORUZ
Son senemde biz Trabzonlu oyuncuları sayı olarak 17’ye ulaştırdık. Biz yönetim olarak bu konuda birbirimizi ikna ettik ve müşterek şekilde bu yola girdik. Kendi kaynaklarımızı kullanma kararlılığımızın bir göstergesiydi. İkincisi de kendi kaynaklarımızın acemilik dönemde bile ne kadar yararlı olduklarının göstergesiydi. Üçüncüsü de, kulübün ekonomik gücünün dengelenmesi yönünde duyulan ihtiyacın da bir göstergesi. Yönetimler belli ilkelere bağlı olsa, yönetimlerin ayrılması durumunda bile işin devamlılığı ortaya çıkar. Burada bize en çok sıkıntı vermekte olan gerek transfer ve gerekse diğer yatırımların verimsizliği de büyük ölçüde giderilmiş olacak.
Sahada işler yolunda gitmeyince Trabzonspor A.Ş’den kimse söz etmez oldu? Şirketleşme gerekliydi. Bizimle de başladı. Zaten kaçınılmayacak birşeydi. Futbol endüstriyel açıdan bulunduğu yere uygun konumlanması için şirketleşmek zorundaydı. Ama şirketin biçimsel değeri değil, işlevsel değeri çok fazla öne çıkamadı. Bu bir gerçek...
Özkan Sümer buradan sonra ne yapacak?
BENİM AŞKIM DA İŞİM DE SONSUZA KADAR BUDUR
Bir kısım insanların büyük reddedişine rağmen ben hala Futbol Federasyonu’na, Milli Eğitim’e hizmetler veriyorum. Trabzonspor’a da yararlı olmaya çalışıyorum. Buralardaki görevlerim de eğitim-organizasyon içerikli. Milli Eğitim’den başlayıp kulüplere kadar yetersiz ve çelişkilerle dolu olmasına ve bu yetersizliği kaldırmak yönünde müşterek, planlı süreç başlatmamıza dönük devam ediyoruz. Bu iş yoğunluğu, bizim ne olduğumuza eminiz tanıklık ediyordur. Bizim aşkımız ve işimiz hep bu olacaktır.
2011 Olimpiyatları’nın Trabzon’a kazandırılmış olması sizin açınızdan ne ifade ediyor?
Olimpiyat’ı aldığımız hafta Brüksel’de olacaktım. Milli Eğitim Bakanlığı’nda toplantımız çıktı, gidemedim. Olağanüstü birşey. Yalnız burada birinin hakkını da vurgulamak lazım. Elbette Gençlik Spor Genel Müdürü, Valimiz, Belediye Başkanımız hep önemli rol aldı ama Urbain Braems’in inanılmaz etkileyici bir konuşması oldu. Trabzon’un spordaki potansiyelini açığa çıkarabilecek bundan muhteşem bir oluşum düşünemiyorum. İnanıyorum ki bu olimpiyat sadece fiziki şartlarıyla değil, düşünce yapısıyla, insan ilişkileriyle, gelişme doğrultusunda çok büyük katkılar sağlayacaktır. Ve her birimiz bu oluşuma elimizden geldiğince destek vermeye çalışmalıyız.
Hakan Değirmenci
Kuzey Ekspres Gazetesi