Kaderin Cilvesi ve Trabzon
Kategori : Ali Öztürk
NTV Radyo'nun Anadolu illerine yönelik canlı yayını geçtiğimiz hafta Trabzon'dan gerçekleştirildi. TTSO Başkanı Şadan Eren, DKİB Başkanı A. Hamdi Gürdoğan'la birlikte konuk olduğumuz programda Trabzon'un dışardan nasıl algılandığına tanıklık ettik.
Rahip Santaro cinayetinin ardından Hrant Dink'in katledilmesi Trabzon'u dışarda farklı bir mecraya sürüklemiş... Canlı yayına katılan İzmir'den bir radyo dinleyicisi Trabzon'un Diyarbakır'ın alternatifi olduğunu söyleyerek İzmir'de karşı karşıya kaldıkları bazı siyasi gelişmelerden örnekler verdi. Sonra Trabzon'la grurur duyduklarını belirtip işi toprağını öpmeye kadar götürdü. Bu vatandaşımızın kafasında Trabzon Türklerin kalesiydi ve örnek bir vilayetti.
Diğer yandan Trabzon'u farklı örnek gösterenler de vardı. Doğu Bayazıt'tan arayan bir başka dinleyici ise Trabzon'un sosyal yapısını kafasında şekillendirdiği biçimde yorumlamış ve kararını vermişti. Trabzon'a duyduğu öfkeyi "Antep, Maraş, Denizli, Kayseri gibi Anadolu illeri gelişmişliğin zirvesine çıkarken Trabzon belliki başka işlere kafa yormuş. Bu kafayla geç kalmadınız, harakiri yaptınız. 100 yıl da geçse bahsettiğim illeri yakalayamazsınız" biçiminde dile getirdi. Şunu hemen belirtmeliyiz ki bu iki örnek eksterm örnekler değildir. Canlı yayına katılan hemen tüm radyo dinleyicileri Trabzon'u bu iki kutup arasında değerlendirdi. Trabzon, ne İzmir'den canlı yayına katılan vatandaşımızın dediği gibi Diyarbakır'ın alternatifiydi ne de Doğu Bayazıt'tan arayan vatandaşın dediği gibi kafasını başka işlere yoran bir şehirdi.
Rusya'nın Komünist rejime teslim olup ülkeyi demirperdeyle çevrelemesi yüzü Kafkaslar ve Ortaasya'ya dönük olan Trabzon'un önünü kapatmış geleceğini karartmıştı. Buna İran'da şah rejiminin devrilip yerine ABD muhalifi İslam Cumhuriyeti'nin geçmesi de eklenince Trabzon hepten yalnızlaşmıştı. Trabzon yarım asrı aşkın süre kapalı bahtının kurbanı olmuş dışardan ilgi görmeyince Trabzonsporuyla avunmuştu.
Trabzon Limanı'ndan İran'a ticari mal sevkiyatı kısa sürede sona ermiş, koca bir bölge sarsılmıştı. Türkiye ABD'ye rağmen İran'la sağlıklı bir ticari ilişki kuramamıştı. Bahtı kapalı Trabzon, cumhuriyet hükümetleri tarafından biraz da kaderine bağlı olarak gözardı edilince büyük göçler başlamıştı.
Trabzon Türkiye'nin öbür ucunda ve demirperdenin yanıbaşındaydı. Bu konumdaki Trabzon doğal olarak yatırım alamadı. Ne devlet yatırım yaptı, ne de özel sektör dönüp baktı. Yalnız kalan Trabzon işte bu yalnızlığının çaresini sporda aradı. Trabzonspor olgusu bize göre bu şartlarda doğdu ve büyüdü. Çaresiz kalan Trabzon'un aslında yapabileceği fazla birşey de yoktu. Zira kentin misyonu Kafkaslar ve İran'la alakalıydı.
1990'lı yıllarda Sarp kapısının açılmasıyla Trabzon yeniden kendini aradı. Yıllar yılı ihmal edilmişliğin, yok sayılmışlığın kaderi olmadığını haykırdı. Başta Karadeniz Sahil Yolu olmak üzere yatırımlar hep bu tarihten sonra arttı. Gaziantep, Denizli, Afyon, Kayseri gibi iller kalkınma atağının altyapısını 20 yılda hazırladı. (1970'lerin başında kent planlamaları DPT tarafından hazırlandı. Aynı planlarda Trabzon hiç yer almadı.) Trabzon ise yarışa bu vilayetlerden 50 yıl sonra başladı. Üstelik kentin coğrafi yapısı gelişmiş bu illerle mukayese edilmeyecek kadar dezavantajlıydı.
Buna rağmen 1991-2006 yılları arasındaki 15 yılda Trabzon çok mesafe katetti. Aradaki 50 yıllık farkı belki10 yıla indirdi. Biz inanıyoruz ki bahtı açılan Trabzon ikinci 15 yılda kendine ideal hedefmiş gibi gösterilen vilayetleri sosyo-ekonomik alanda da aşarak tarihin kendine biçtiği gerçek misyonunu yeniden yakalayacaktır.
Bu irade ve ruh Trabzon'da vardır.
Ali Öztürk - Günebakış Gazetesi